YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA
Gerçek Vakalar ve Emsal Kararlar
Bu sayfada, gerçek dava dosyalarından anonim hâle getirilerek
hazırlanan örnek vakalara ve Yargıtay kararlarına yer verilmektedir.
İncelenen her vaka; olayın gelişimi, yargılama süreci, Yargıtay’ın
değerlendirmesi ve kararın hukuki önemi çerçevesinde ele alınmıştır.
Burada yer alan açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşımaktadır.
Her uyuşmazlık kendi somut olayına, delillerine ve hukuki özelliklerine
göre ayrıca değerlendirilmelidir.
01
ESTETİK CERRAHİ · EMSAL BOZMA KARARI
Estetik Burun Ameliyatında Dört Olumsuz Bilirkişi
Raporuna Rağmen Yargıtay’dan Emsal Bozma Kararı
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi
Esas No: 2021/4602
Karar No: 2022/3189
Tarih: 15.06.2021
Olay
Yurt dışında yaşayan müvekkilimiz, estetik amaçlı burun ameliyatı
olmak üzere Türkiye’deki bir sağlık kuruluşuna başvurdu. İlk
operasyonun ardından beklenen estetik ve fonksiyonel sonuca
ulaşılamaması üzerine ikinci bir operasyon gerçekleştirildi.
Buna rağmen hem estetik görünüm hem de sağlık açısından yaşanan
sorunlar devam etti.
Müvekkilimiz daha sonra yaşadığı ülkede farklı uzman hekimlere
başvurdu. Yapılan değerlendirmelerde burnun yeniden
yapılandırılmasını gerektiren ciddi sorunların bulunduğu tespit
edildi. Bunun üzerine maddi ve manevi zararların tazmini
talebiyle dava açıldı.
Yargılama Süreci
İlk derece mahkemesi sürecinde farklı uzmanlık alanlarından
oluşturulan bilirkişi heyetleri tarafından çok sayıda rapor
düzenlendi.
Hazırlanan raporların tamamında yaşanan olumsuzlukların tıbbi
komplikasyon kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve hekime
kusur yüklenemeyeceği yönünde görüş bildirildi. Bu raporlar
doğrultusunda ilk derece mahkemesi davayı reddetti.
İstinaf mahkemesi de aynı gerekçeleri benimseyerek kararı onadı.
Dosya bunun üzerine temyiz edilerek Yargıtay’a taşındı.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay, dosyayı yalnızca tıbbi kusur açısından
değerlendirmemiş; estetik ameliyatların hukuki niteliğini esas
alarak önemli tespitlerde bulunmuştur.
-
Estetik ameliyatlar, klasik tedavi sözleşmelerinden farklı
olarak eser sözleşmesi niteliği taşıyabilir.
-
Eser sözleşmesinde yüklenici, yalnızca gerekli özeni
göstermekle değil, taraflarca kararlaştırılan sonucu meydana
getirmekle de yükümlüdür.
-
Estetik operasyonlarda amaç, tarafların üzerinde anlaştığı
estetik sonucun sağlanmasıdır.
-
Sonucun elde edilememesi hâlinde yalnızca hekimin kusurlu
olup olmadığı değil, meydana gelen sonucun sözleşmeye uygun
olup olmadığı da değerlendirilmelidir.
-
Ayıplı eser sorumluluğunda her durumda kusurun ayrıca
ispatlanması aranmayabilir.
-
Aydınlatılmış onam belgelerinin usulüne uygun şekilde
düzenlenmesi ve hastanın gerçekten bilgilendirildiğinin
ortaya konulması gerekir.
Yargıtay, dosyada kullanılan bilirkişi raporlarının yalnızca
komplikasyon ve tıbbi kusur değerlendirmesi yaptığını; ancak
eser sözleşmesindeki sonuç taahhüdünü ve ayıplı eser hükümlerini
incelemediğini belirtti.
Bu nedenle bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya yeterli olmadığı
sonucuna varılarak yerel mahkeme kararı bozuldu.
Bu Kararın Önemi
Bu karar, estetik ameliyat davalarında sıklıkla ileri sürülen
“komplikasyon gelişti, hekimin kusuru yoktur” savunmasının tek
başına davanın reddi için yeterli olmadığını göstermektedir.
Estetik müdahalelerde yalnızca tıbbi standartlara uygun davranılıp
davranılmadığının değil; vaat edilen estetik sonucun gerçekleşip
gerçekleşmediğinin, ortaya çıkan sonucun sözleşmeye uygun olup
olmadığının, eserin ayıplı sayılıp sayılmayacağının ve hastanın
yeterli şekilde aydınlatılıp aydınlatılmadığının da incelenmesi
gerekir.
LegalMed Turkey Değerlendirmesi
Bu dosyada ilk derece mahkemesi ve istinaf aşamalarında olumsuz
kararlar verilmiş olmasına rağmen, temyiz sürecinde estetik
operasyonların hukuki niteliği ayrıntılı biçimde ele alınmış ve
Yargıtay nezdinde bozma kararı alınması sağlanmıştır.
Estetik operasyonlardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda yalnızca
tıbbi kusur incelemesi yapılması çoğu zaman yeterli değildir.
Sözleşmenin niteliği, vaat edilen sonucun gerçekleşip
gerçekleşmediği, ayıplı eser hükümleri ve aydınlatma yükümlülüğü
birlikte değerlendirilmelidir.
Bu örnek vaka bilgilendirme amacıyla anonim hâle getirilmiştir.
Her uyuşmazlık kendi somut olayına göre değerlendirilmekte ve her
dava farklı hukuki özellikler taşımaktadır.
02
DENTAL MÜDAHALE · İMPLANT TEDAVİSİ
Başarısız İmplant Tedavisinde Yargıtay’dan Emsal Karar
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi
Esas No: 2023/174
Karar No: 2024/2319
Tarih: 28.09.2022
Olay
Yurt dışında yaşayan müvekkilimiz, Türkiye’de implant tedavisi
yaptırdı. Tedavinin tamamlanmasının ardından zaman içerisinde
implant bölgesinde ciddi sağlık sorunları ortaya çıktı.
Yapılan değerlendirmeler sonucunda implantın ağız içerisinde
bırakılmasının mümkün olmadığı anlaşıldı ve implant tamamen
çıkarıldı.
Tedavi sürecinde ilave cerrahi işlemler uygulanmak zorunda
kalındı. Hasta hem maddi hem de manevi zarara uğradı. Bunun
üzerine meydana gelen zararların tazmini amacıyla dava açıldı.
Yargılama Süreci
Yargılama sırasında farklı uzmanlık alanlarından oluşturulan
bilirkişi heyetlerinden raporlar alındı.
Hazırlanan raporlarda hekimin tıbbi uygulamalarında kusur
bulunmadığı yönünde değerlendirmeler yapıldı. İlk derece
mahkemesi bu raporları esas alarak davayı reddetti.
İstinaf mahkemesi de aynı gerekçeleri benimseyerek kararı onadı.
Dosya bunun üzerine temyiz edilerek Yargıtay’a taşındı.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay, uyuşmazlığı yalnızca tıbbi kusur açısından ele
almamış; implant uygulamasının hukuki niteliğini eser sözleşmesi
hükümleri çerçevesinde değerlendirmiştir.
-
Estetik ve implant uygulamaları, olayın özelliklerine göre
eser sözleşmesi hükümlerine tabi olabilir.
-
Eser sözleşmesinde önemli olan yalnızca hekimin gerekli
özeni göstermesi değil, vaat edilen sonucun
gerçekleştirilmesidir.
-
Uygulanan implantın daha sonra tamamen çıkarılmak zorunda
kalması, tedavinin amaçlanan sonuca ulaşmadığını gösteren
önemli bir olgudur.
-
Tedavinin başarısız olması hâlinde yalnızca kusur
değerlendirmesiyle yetinilemez.
-
Hastanın nadir de olsa ortaya çıkabilecek riskler konusunda
usulüne uygun şekilde aydınlatıldığının hekim tarafından
ispat edilmesi gerekir.
Yargıtay, implantın tamamen çıkarılmış olmasını ve usulüne uygun
aydınlatılmış onamın ispatlanamamasını dikkate aldı.
Bu nedenlerle yerel mahkemenin davayı reddetmesi hukuka uygun
bulunmadı ve karar bozuldu.
Bu Kararın Önemi
Her implant kaybı otomatik olarak hekimin sorumluluğunu
doğurmasa da implantın çıkarılmak zorunda kalması, tedavinin
sözleşmede amaçlanan sonuca ulaşıp ulaşmadığının ayrıntılı
biçimde incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
Yalnızca “hekimin kusuru bulunmamaktadır” şeklindeki bilirkişi
değerlendirmesi davanın reddi için yeterli değildir.
Mahkemelerin ayrıca implantın beklenen işlevi sağlayıp
sağlamadığını, tedavinin başarıyla tamamlanıp tamamlanmadığını,
ortaya çıkan sonucun ayıplı eser niteliği taşıyıp taşımadığını
ve hastanın yeterince aydınlatılıp aydınlatılmadığını
değerlendirmesi gerekir.
LegalMed Turkey Değerlendirmesi
Bu dosyada da ilk derece mahkemesi ve istinaf aşamalarında
olumsuz kararlar verilmesine rağmen, temyiz incelemesinde
Yargıtay implant tedavisinin hukuki niteliğini eser sözleşmesi
kapsamında değerlendirerek önemli bir bozma kararı vermiştir.
Dental müdahaleler tedavi amacıyla yapılabileceği gibi estetik
amaçla da gerçekleştirilebilir. Bu durum, müdahalenin hukuki
statüsünün belirlenmesinde etkili olabilir.
Somut olayda Yargıtay, implantın tamamen çıkarılmasını vaat
edilen sonucun yerine getirilememesi olarak değerlendirmiş ve
implant işlemini eser sözleşmesi hükümleri çerçevesinde
incelemiştir.
İmplant tedavilerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda yalnızca
tıbbi kusur değil; tedavinin vaat edilen sonucu sağlayıp
sağlamadığı, ayıplı eser hükümleri ve hastanın usulüne uygun
biçimde aydınlatılıp aydınlatılmadığı birlikte ele alınmalıdır.
Bu örnek vaka bilgilendirme amacıyla anonim hâle getirilmiştir.
Her uyuşmazlık kendi somut olayına göre değerlendirilmekte olup her
dava kendi özel şartları çerçevesinde incelenmektedir.
03
TRAFİK KAZASI · SINIR ÖTESİ TAZMİNAT
Almanya’dan Alınan Sosyal Güvenlik ve Emeklilik
Ödemeleri Trafik Kazası Tazminatından Düşülemez
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No: 2020/1673
Karar No: 2021/344
Tarih: 17.05.2019
Olay
Yurt dışında yaşayan müvekkilimiz, Türkiye’de meydana gelen ağır
bir trafik kazasında ciddi şekilde yaralandı.
Kaza nedeniyle uzun süre çalışamayan müvekkilimize, yaşadığı
ülkedeki sosyal güvenlik sistemi kapsamında geçici iş
göremezlik ödemeleri ve daha sonra malullük veya emeklilik
ödemeleri yapılmaya başlandı.
Türkiye’de açılan tazminat davasında bilirkişi, bu sosyal
güvenlik ödemelerini trafik kazasından doğan maddi tazminattan
mahsup ederek zarar hesabı yaptı.
Yerel mahkeme de bilirkişi tarafından yapılan bu hesaplamayı
esas aldı ve daha düşük miktarda tazminata hükmetti. Dosya bunun
üzerine temyiz edildi.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamayı hukuka aykırı
buldu.
-
Trafik kazası nedeniyle mağdurun kendi sosyal güvenlik
sisteminden aldığı ödemeler, kusurlu kişiyi korumak amacıyla
yapılan ödemeler değildir.
-
Bu ödemeler, mağdurun yıllarca çalışarak ve prim ödeyerek
kazandığı sosyal güvenlik haklarının sonucudur.
-
Yabancı sosyal güvenlik kurumları veya emeklilik sigortaları
tarafından yapılan ödemeler, trafik kazasından doğan maddi
tazminattan doğrudan mahsup edilemez.
-
Aksi yöndeki bir hesaplama, mağdurun gerçek zararının eksik
tazmin edilmesine neden olur.
Yargıtay bu gerekçelerle yerel mahkemenin kararını bozdu.
Bu Kararın Önemi
Bu karar özellikle Almanya, Avusturya, İsviçre ve diğer Avrupa
ülkelerinde yaşayan kişilerin Türkiye’de geçirdikleri trafik
kazaları bakımından önem taşımaktadır.
Uygulamada sıklıkla, Almanya’daki Krankenkasse,
Rentenversicherung veya diğer sosyal güvenlik kurumlarından
alınan ödemelerin Türkiye’de talep edilecek tazminatı azaltıp
azaltmayacağı sorulmaktadır.
Yargıtay’ın değerlendirmesine göre mağdurun kendi sosyal
güvenlik sistemi kapsamında kazandığı haklar, kusurlu sürücünün
veya sorumlu sigorta şirketinin ödemesi gereken tazminatı
otomatik olarak azaltmaz.
Zarar hesabı yapılırken her sosyal güvenlik ödemesinin niteliği
ayrıca değerlendirilmelidir. Mağdurun kendi sigortalılık
geçmişine dayanarak hak ettiği ödemeler doğrudan tazminattan
düşülmemelidir.
LegalMed Turkey Değerlendirmesi
Sınır ötesi trafik kazalarında en sık karşılaşılan
uyuşmazlıklardan biri, Almanya veya diğer Avrupa ülkelerindeki
sosyal güvenlik kurumlarının yaptığı ödemelerin Türkiye’deki
tazminat hesabına etkisidir.
Bu dosyada Yargıtay, mağdurun kendi çalışmasına ve sigortalılık
geçmişine dayanarak kazandığı sosyal güvenlik ödemelerinin,
trafik kazasından sorumlu kişi veya sigorta şirketinin ödemesi
gereken tazminattan indirilemeyeceğini ortaya koymuştur.
Karar, yurt dışında ikamet eden kişilerin Türkiye’de talep
edebilecekleri tazminat miktarını doğrudan etkileyen önemli bir
içtihattır.
Özellikle Almanya gibi sosyal yardım ve sosyal sigorta
ödemelerinin yüksek olduğu ülkelerde yaşayan kişiler, yaşadıkları
ülkedeki yardım ve aylıklarını almaya devam ederken bu ödemelerin
Türkiye’de talep edecekleri tazminattan otomatik olarak
düşülmemesi gerektiğini ileri sürebilir.
Bu örnek vaka bilgilendirme amacıyla anonim hâle getirilmiştir.
Her uyuşmazlık kendi somut olayına göre değerlendirilmekte olup her
dava kendi özel şartları çerçevesinde incelenmektedir.
04
AYDINLATILMIŞ ONAM · EMSAL BOZMA KARARI
Komplikasyon Gelişmesi Tek Başına Doktoru
Sorumluluktan Kurtarmaz
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi
Esas No: 2015/6125
Karar No: 2016/10662
Tarih: 18.04.2016
Olay
Hemoroid rahatsızlığı bulunan hasta, ameliyat olmak istememesine
rağmen doktorun operasyonun son derece kolay geçeceği, ertesi gün
normal hayatına dönebileceği ve önemli bir risk bulunmadığı
yönündeki açıklamaları üzerine ameliyat olmayı kabul etti.
Operasyondan kısa süre sonra hastada şiddetli kanama meydana geldi.
Hasta acil olarak hastaneye kaldırıldı, kan nakli yapıldı ve günlerce
hastanede tedavi gördü.
Hasta, ameliyat öncesinde operasyonun riskleri ve olası
komplikasyonları hakkında yeterince bilgilendirilmediğini ileri
sürerek maddi ve manevi tazminat davası açtı.
Yargılama Süreci
İlk derece mahkemesi tarafından alınan bilirkişi raporlarında,
ameliyat sonrasında meydana gelen kanamanın hemoroid cerrahisinin
bilinen komplikasyonlarından biri olduğu, bu nedenle doktora tıbbi
açıdan kusur yüklenemeyeceği yönünde görüş bildirildi.
Yerel mahkeme de bilirkişi raporlarını esas alarak davayı reddetti.
Dosya bunun üzerine temyiz edilerek Yargıtay incelemesine taşındı.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
Yargıtay, dosyayı yalnızca komplikasyon ve tıbbi kusur yönünden
değerlendirmemiş; aydınlatılmış onam yükümlülüğünü esas alarak
önemli tespitlerde bulunmuştur.
-
Bir komplikasyonun meydana gelmiş olması tek başına hekimin
sorumluluktan kurtulması için yeterli değildir.
-
Hastaya, müdahalenin amacı, riskleri, olası komplikasyonları
ve sonuçları operasyon öncesinde anlaşılabilir şekilde
açıklanmalıdır.
-
Aydınlatılmış onamın usulüne uygun şekilde alındığını ispat
yükü hekime veya sağlık kuruluşuna aittir.
-
Hastanın yalnızca ameliyata rıza göstermesi yeterli değildir;
komplikasyonlar hakkında da bilgilendirilmiş olması gerekir.
-
Dosyada hastanın komplikasyonlar konusunda aydınlatıldığına
ilişkin herhangi bir belge bulunmadığı gibi, uygulanan cerrahi
yöntemin o tarihte muayenehanede yapılabilecek işlemler arasında
yer almadığı da tespit edilmiştir.
Bu nedenlerle Yargıtay, yalnızca komplikasyon bulunduğu gerekçesiyle
davanın reddedilmesini hukuka uygun bulmamış ve yerel mahkeme
kararını bozmuştur.
Bu Kararın Önemi
Bu karar, sağlık hukuku uygulamasında sıkça karşılaşılan
“komplikasyon gelişti, doktor sorumlu değildir” savunmasının her
olayda geçerli olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Yargıtay’a göre, komplikasyon meydana gelmiş olsa bile öncelikle
hastanın bu riskler konusunda usulüne uygun şekilde aydınlatılıp
aydınlatılmadığı araştırılmalıdır.
Aydınlatılmış onamın bulunmadığı veya ispat edilemediği durumlarda,
komplikasyon tek başına hekimin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Bu karar, yalnızca genel cerrahi müdahaleleri bakımından değil;
estetik cerrahi, diş tedavileri ve diğer tıbbi müdahaleler bakımından
da aydınlatılmış onam yükümlülüğünün önemini ortaya koyan emsal
nitelikte bir Yargıtay kararıdır.
LegalMed Turkey Değerlendirmesi
Malpraktis davalarında sağlık kuruluşları ve hekimler sıklıkla,
meydana gelen sonucun “komplikasyon” olduğunu ileri sürerek
sorumluluklarının bulunmadığını savunmaktadır.
Ancak bu karar, komplikasyon savunmasının tek başına yeterli
olmadığını; hekimin, hastayı müdahale öncesinde riskler, olası
komplikasyonlar ve sonuçlar hakkında usulüne uygun şekilde
bilgilendirdiğini de ispat etmesi gerektiğini açıkça ortaya
koymaktadır.
LegalMed Turkey olarak yürüttüğümüz malpraktis dosyalarında da
yalnızca tıbbi kusur değil; aydınlatılmış onam süreci,
bilgilendirmenin kapsamı, onam belgelerinin geçerliliği ve hastanın
gerçekten bilgilendirilip bilgilendirilmediği ayrıntılı şekilde
incelenmektedir.
Bu karar, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği durumlarda
komplikasyon savunmasının tek başına yeterli olmayacağını ortaya
koyan önemli Yargıtay kararlarından biridir.
Bu örnek vaka bilgilendirme amacıyla anonim hâle getirilmiştir.
Her uyuşmazlık kendi somut olayına göre değerlendirilmekte olup her
dava kendi özel şartları çerçevesinde incelenmektedir.
05
AYDINLATILMIŞ ONAM · DANIŞTAY EMSAL KARARI
Enjeksiyon Sonrası Sinir Hasarı
Her Zaman Komplikasyon mudur?
Danıştay 15. Dairesi
Esas No: 2013/8167
Karar No: 2018/2782
Tarih: 20.03.2018
Olay
Kas ağrısı şikâyetiyle bir kamu sağlık kuruluşuna başvuran hastaya
kalçadan enjeksiyon uygulandı.
Enjeksiyon sonrasında hastada kalıcı sinir hasarı ve bacakta güç
kaybı meydana geldi.
Bunun üzerine hasta, uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini
istemiyle idare aleyhine dava açtı.
Yargılama sırasında alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, enjeksiyonun
yanlış bölgeye yapıldığına ilişkin herhangi bir tıbbi bulgu
bulunmadığı, meydana gelen sinir hasarının enjeksiyon
uygulamalarında görülebilen bir komplikasyon olduğu ve sağlık
personeline kusur yüklenemeyeceği yönünde görüş bildirildi.
İlk Derece Mahkemesi Kararı
İlk derece mahkemesi, Adli Tıp Kurumu raporunu esas alarak sağlık
hizmetinde hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetti.
Bunun üzerine karar temyiz edilerek Danıştay'ın önüne geldi.
Danıştay'ın Değerlendirmesi
Danıştay 15. Dairesi, kararında önemli bir hukuki ilkeye vurgu
yaptı. Mahkemeye göre, enjeksiyon sonucunda meydana gelen sinir
hasarının komplikasyon olarak kabul edilmesi tek başına davanın
reddi için yeterli değildir.
Öncelikle hastanın;
-
Müdahalenin amacı hakkında,
-
Oluşabilecek riskler hakkında,
-
Olası komplikasyonlar hakkında
yeterli şekilde bilgilendirilip bilgilendirilmediği
araştırılmalıdır.
Danıştay ayrıca, İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, Hasta Hakları
Yönetmeliği, 1219 sayılı Kanun ve Hekimlik Meslek Etiği Kuralları
uyarınca, her tıbbi müdahaleden önce hastanın aydınlatılmış
rızasının alınmasının hukuki bir zorunluluk olduğunu
vurgulamıştır.
Dosyada, hastaya enjeksiyonun risklerinin anlatıldığına ve yazılı
aydınlatılmış onamının alındığına ilişkin araştırma yapılmadan
manevi tazminat talebinin reddedilmesini hukuka aykırı bularak
kararı bozmuştur.
Bu Karar Neden Önemlidir?
Bu karar yalnızca enjeksiyon uygulamalarını
ilgilendirmemektedir.
Danıştay, komplikasyon ile hukuki sorumluluğun aynı kavramlar
olmadığını açıkça ortaya koymuştur.
Bir tıbbi müdahale komplikasyon olarak değerlendirilebilir. Ancak
hasta, bu komplikasyon ihtimali hakkında önceden usulüne uygun
şekilde bilgilendirilmemişse ve aydınlatılmış onam alınmamışsa,
sağlık kuruluşunun hukuki sorumluluğu ayrıca
değerlendirilmelidir.
Bu yaklaşım; enjeksiyon uygulamalarının yanı sıra estetik
ameliyatlar, diş tedavileri, ortopedik müdahaleler ve diğer tüm
tıbbi işlemler bakımından da büyük önem taşımaktadır.
LegalMed Turkey Değerlendirmesi
Danıştay 15. Dairesi'nin 20.03.2018 tarihli, E. 2013/8167,
K. 2018/2782 sayılı kararı, sağlık hukukunda aydınlatılmış onam
yükümlülüğünün yalnızca şekli bir formalite olmadığını açıkça
göstermektedir.
LegalMed Turkey olarak yürüttüğümüz malpraktis davalarında da
yalnızca tıbbi kusur değerlendirmesiyle yetinilmemekte; hastanın
müdahale öncesinde yeterli şekilde bilgilendirilip
bilgilendirilmediği, aydınlatılmış onamın usulüne uygun şekilde
alınıp alınmadığı ve bu sürecin sağlık kuruluşu tarafından ispat
edilip edilemediği ayrıntılı olarak incelenmektedir.
Bu karar, komplikasyon savunmasının tek başına yeterli
olmayacağını ve aydınlatılmış onam yükümlülüğünün ihlal edilmesi
hâlinde, kusur bulunmasa dahi hukuki sorumluluğun doğabileceğini
ortaya koyan Danıştay'ın en önemli emsal kararlarından biridir.
Bu örnek karar bilgilendirme amacıyla paylaşılmıştır.
Her uyuşmazlık kendi somut olayına göre değerlendirilmekte olup her
dava kendi özel şartları çerçevesinde incelenmektedir.