Tedavi Amaçlı
Türkiye, Tedavi Amaçlı Sağlık Turizminde Dünyanın Önde Gelen Ülkelerinden Biridir
Türkiye, son yıllarda yalnızca estetik cerrahi alanında değil, tedavi amaçlı sağlık hizmetlerinde de dünyanın en önemli sağlık turizmi merkezlerinden biri haline gelmiştir. Gelişmiş hastane altyapısı, uluslararası akreditasyona sahip sağlık kuruluşları, deneyimli hekim kadrosu ve Avrupa ülkelerine kıyasla daha ulaşılabilir maliyetleri sayesinde her yıl yüz binlerce yabancı hasta tedavi amacıyla Türkiye’yi tercih etmektedir.
Özellikle Almanya, Avusturya, İsviçre, Hollanda, Belçika ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan hastalar; uzun bekleme sürelerinden kaçınmak, daha kısa sürede tedavi olmak veya belirli alanlarda uzmanlaşmış hekimlere ulaşabilmek amacıyla Türkiye’de tedavi görmektedir.
Türkiye’ye sağlık turizmi kapsamında en sık başvurulan tedavi amaçlı tıbbi müdahaleler arasında;
- Göz hastalıkları ve göz ameliyatları (LASIK, Katarakt, Retina ve diğer göz cerrahileri),
- Diş tedavileri ve implant uygulamaları,
- Ortopedi ve travmatoloji ameliyatları,
- Kalça ve diz protezi operasyonları,
- Obezite cerrahisi (Tüp mide ve Gastrik Bypass),
- Beyin ve sinir cerrahisi,
- Kalp ve damar cerrahisi,
- Genel cerrahi operasyonları,
- Kulak Burun Boğaz (KBB) ameliyatları,
- Üroloji tedavileri,
- Kadın hastalıkları ve doğum,
- Tüp bebek (IVF) tedavileri,
- Organ nakilleri,
- Onkolojik tedaviler,
- Fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri başta gelmektedir.
Bu alanlarda gerçekleştirilen başarılı tedaviler sayesinde Türkiye, uluslararası sağlık turizmi pazarında haklı bir itibara sahiptir. Bununla birlikte, her tıbbi müdahalede olduğu gibi tedavi amaçlı işlemlerde de hatalı teşhis, yanlış tedavi, yetersiz bilgilendirme, operasyon hataları veya ameliyat sonrası sürecin doğru yönetilememesi nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşanabilmektedir.
Tedavi amacıyla gerçekleştirilen bir tıbbi müdahalenin başarısız olması yalnızca hastanın fiziksel sağlığını değil; çalışma hayatını, aile düzenini, ekonomik durumunu ve psikolojik bütünlüğünü de doğrudan etkileyebilmektedir. Özellikle yurt dışından gelen hastalar bakımından, tedavinin kendi ülkelerinde devam etmek zorunda kalması, ek tedavi giderleri, iş gücü kaybı ve yeniden seyahat zorunluluğu gibi önemli zararlar da ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenle tedavi amaçlı tıbbi müdahalelerde meydana gelen zararların hukuki açıdan doğru değerlendirilmesi ve hastaların haklarının etkin şekilde korunması büyük önem taşımaktadır.
Tıbbi Malpraktis (Doktor Hatası) Nedir?
Halk arasında “doktor hatası” olarak bilinen tıbbi malpraktis, en genel anlamıyla doktorun veya diğer sağlık meslek mensuplarının mesleklerini icra ederken tıp biliminin kabul ettiği kurallara uygun davranmaması ve bunun sonucunda hastanın zarar görmesidir.
Buna göre malpraktis;
- yanlış veya geç teşhis konulması,
- gerekli tetkiklerin yapılmaması,
- yanlış tedavi yönteminin seçilmesi,
- hastanın yeterince aydınlatılmaması,
- geçerli bir aydınlatılmış onam alınmaması,
- ameliyatın tıbbi standartlara aykırı şekilde gerçekleştirilmesi,
- ameliyat sırasında teknik hata yapılması,
- hastanın vücudunda yabancı cisim unutulması,
- yanlış ilaç uygulanması,
- enfeksiyonların zamanında fark edilmemesi,
- komplikasyonların doğru yönetilememesi,
- operasyon sonrasındaki takip ve kontrol yükümlülüğünün ihmal edilmesi,
- hastanın erken taburcu edilmesi,
- gerekli konsültasyonların yapılmaması gibi çok farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir.
Örneğin ameliyat sırasında hastanın vücudunda gazlı bez, sargı bezi veya cerrahi malzeme unutulması açık bir tıbbi uygulama hatasıdır. Bunun yanında, ameliyat teknik olarak kusursuz yapılmış olsa bile, operasyon sonrasında gelişen ciddi bir enfeksiyonun zamanında fark edilmemesi veya hastanın şikayetlerinin dikkate alınmaması da aynı şekilde malpraktis sorumluluğuna yol açabilir.
Bu nedenle tıbbi müdahale yalnızca operasyon anından ibaret değildir. Hastanın ilk muayenesinden başlayarak teşhis, bilgilendirme, tedavi planlaması, operasyon, operasyon sonrası bakım (after-care) ve takip sürecinin tamamı birlikte değerlendirilmelidir.
LegalMed Turkey olarak her dosyayı bu bütüncül bakış açısıyla inceliyor; yalnızca ameliyat sırasında yapılan teknik uygulamaları değil, tedavi sürecinin tamamını hukuki açıdan değerlendiriyoruz. Çünkü birçok dosyada hastanın uğradığı zarar, tek bir cerrahi hatadan değil, sürecin farklı aşamalarında yapılan birden fazla ihmalin bir araya gelmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır.
Tıbbi Müdahalelerde Aydınlatılmış Onam Neden Bu Kadar Önemlidir?
Aydınlatılmış onamın temel amacı, hastanın uygulanacak tıbbi müdahaleye ilişkin özgür ve bilinçli bir karar verebilmesini sağlamaktır. Bunun için hastanın, yapılacak işlemin kapsamı, amacı, faydaları, riskleri, olası komplikasyonları, alternatif tedavi yöntemleri ve müdahale yapılmaması hâlinde karşılaşabileceği sonuçlar hakkında yeterli düzeyde bilgilendirilmesi gerekir.
Türk hukukunda bu yükümlülük; Hasta Hakları Yönetmeliği, Avrupa İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, Türk Tabipleri Birliği Meslek Etiği Kuralları ile uzun yıllardır istikrar kazanan Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde şekillenmiştir. Özellikle Yargıtay’ın 1970’li yıllardan itibaren verdiği kararlarla, hastanın aydınlatılması doktorun en temel mesleki yükümlülüklerinden biri olarak kabul edilmiştir. Buna göre;
Hukuken Geçerli Bir Aydınlatılmış Onam Nasıl Alınmalıdır?
Türk hukukuna göre geçerli bir aydınlatılmış onamın;
- hastaya özgü hazırlanmış olması,
- standart (matbu) belgelerden ibaret olmaması,
- müdahaleyi gerçekleştirecek doktor tarafından yapılması,
- hastanın anlayabileceği dilde gerçekleştirilmesi,
- uygulanacak işlemin tüm önemli risklerini ve komplikasyonlarını içermesi,
- alternatif tedavi yöntemleri hakkında bilgi verilmesi,
- hastaya karar vermesi için makul bir düşünme süresi tanınması,
- mümkün olduğunca müdahaleden en az 24 saat önce yapılması,
- hastanın serbest iradesiyle karar verebilmesine imkân tanıyacak koşullarda gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Özellikle sağlık turizmi kapsamında Türkiye’ye gelen yabancı hastalar bakımından bilgilendirmenin hastanın anladığı dilde yapılması büyük önem taşımaktadır. Hastanın anlamadığı bir dilde düzenlenen belgelerin imzalatılması veya yalnızca otomatik çeviri programlarıyla yapılan açıklamalar, somut olayın özelliklerine göre aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği yönünde değerlendirilebilir.
Aydınlatılmış onamın eksikliği, tıbbi müdahalede bulunan doktor ile hastane/klinik açısından tazminat sorumluluğunu doğurur. Hukuka uygun şekilde alınmış bir aydınlatılmış onam bulunmadığı takdirde, normal koşullarda tıbbi müdahalenin öngörülebilir ve kabul edilebilir bir komplikasyonu olarak değerlendirilebilecek bir riskin gerçekleşmesi hâlinde dahi, doktor yalnızca “komplikasyon” savunmasına dayanarak sorumluluktan kurtulamaz. Çünkü bu durumda hukuki sorumluluğun temelini, komplikasyonun gerçekleşmesi değil, hastanın bu risk hakkında usulüne uygun şekilde bilgilendirilmemiş olması oluşturur.
Standart Onam Formları Her Zaman Geçerli midir?
Hayır. Uygulamada birçok hastanede ve klinikte, bütün hastalara aynı içerikte hazırlanan standart onam formları imzalatılmaktadır. Ancak her hastanın sağlık geçmişi, yaşı, kullandığı ilaçlar, daha önce geçirdiği ameliyatlar, alerjileri ve mevcut hastalıkları farklıdır. Bu nedenle hukuken geçerli bir aydınlatılmış onamın, kişiye özgü olması gerekir.
Aydınlatılmış Onamın Hukuka Uygun Alındığını Kim İspat Eder?
Türk hukukunda, hastanın usulüne uygun şekilde aydınlatıldığını ispat yükü doktor ve sağlık kuruluşuna aittir. Başka bir ifadeyle hasta, “Bana bu risk anlatılmadı” dediğinde; doktorun, gerçekten hangi bilgileri verdiğini, bunları ne zaman anlattığını ve hastanın bu açıklamaları anlayarak kabul ettiğini ortaya koyması gerekir.
Bu nedenle yalnızca imzalı bir belge sunulması her zaman yeterli değildir. Mahkeme, bilgilendirmenin kapsamını, zamanını, içeriğini ve hastanın gerçekten anlayıp anlamadığını da değerlendirmektedir.
Tıbbi Kayıtların Tutulması ve Saklanması Neden Önemlidir?
Doktorlar ve sağlık kuruluşları yalnızca tedaviyi yapmakla değil, tedavi sürecine ilişkin tıbbi kayıtları usulüne uygun şekilde oluşturmak, saklamak ve talep edilmesi halinde hastaya veya yetkili mercilere sunmakla da yükümlüdür.
Hasta dosyası, ameliyat notları, hemşire gözlem kayıtları, anestezi kayıtları, ameliyat raporları, laboratuvar sonuçları, radyolojik görüntüler, yoğun bakım kayıtları ve benzeri tüm belgeler, yargılama sırasında en önemli delilleri oluşturur.
Bu kayıtların hiç tutulmaması, eksik tutulması veya mahkemeye sunulamaması halinde, somut olayın özelliklerine göre bu durum doktor veya sağlık kuruluşu aleyhine değerlendirme yapılmasına neden olabilir. Çünkü birçok konuda ispat yükü, ilgili tıbbi kayıtları oluşturmak ve muhafaza etmekle yükümlü olan sağlık kuruluşuna aittir.
Hatalı Tıbbi Müdahaleden Kimler Sorumlu Olabilir?
Tıbbi müdahalelerden kaynaklanan davalarda hastaların en çok merak ettiği sorulardan biri, meydana gelen zarardan kimin sorumlu olduğu ve davanın kime karşı açılması gerektiğidir.
Uygulamada birçok hasta yalnızca ameliyatı gerçekleştiren doktorun sorumlu olduğunu düşünmektedir. Oysa Türk hukukunda sorumluluk, olayın gerçekleşme şekline göre yalnızca doktora ait olmayabilir. Tedavinin gerçekleştirildiği sağlık kuruluşu, özel hastane, tıp merkezi, klinik veya bazı durumlarda doktorun mesleki sorumluluk sigortası da hukuki sorumluluk altında bulunabilir.
Bu nedenle dava açılmadan önce tedavinin nerede yapıldığı, doktorun hangi hukuki statüyle çalıştığı ve hasta ile sözleşmenin kim tarafından kurulduğu ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir.
Aşağıda tedavi amaçlı tıbbi müdahalelere ilişkin zarara uğrayan ilişkin müvekkillerimiz tarafından en sık yöneltilen soruları ve cevaplarını bulabilirsiniz:
Doktor Dışarıdan Hastane veya Ameliyathane Kiralamışsa Kim Sorumlu Olur?
Sağlık turizminde en sık karşılaşılan uygulamalardan biri, doktorun kendi muayenehanesinde hastayla görüşmesi; ancak ameliyatı başka bir özel hastanede veya kiralanan bir ameliyathanede gerçekleştirmesidir.
Bu gibi durumlarda sorumluluğun yalnızca doktora mı, yalnızca hastaneye mi yoksa her ikisine birlikte mi ait olduğu, olayın özelliklerine göre değişmektedir. Bu nedenle her dosyada ameliyatın organizasyonu ayrıntılı olarak incelenmekte ve davanın doğru kişi veya kurumlara yöneltilmesi sağlanmaktadır.
Doktorun Mesleki Sorumluluk Sigortasına Başvurulabilir mi?
Evet. Türk hukukunda birçok doktor, Mesleki Mali Sorumluluk Sigortası ile güvence altındadır. Şartların oluşması halinde, doktorun hukuki sorumluluğundan doğan zararların karşılanması amacıyla bu sigorta poliçesinden de yararlanılması mümkün olabilir. Ancak her poliçenin teminat kapsamı, limitleri ve istisnaları farklı olduğundan, öncelikle sigorta kapsamının ayrıntılı şekilde incelenmesi gerekmektedir.
Doktor ve Hastaneler Her Olumsuz Sonucu "Komplikasyon" Olarak Değerlendirebilir mi?
Hayır. Uygulamada birçok doktor ve sağlık kuruluşu, operasyon sonrasında ortaya çıkan olumsuz sonuçları “komplikasyon” olarak nitelendirerek hukuki sorumluluklarının bulunmadığını ileri sürmektedir.
Oysa her komplikasyon doktoru sorumluluktan kurtarmaz. Özellikle operasyon öncesi, operasyon sırası ve sonrasındaki süreçteki yükümlülüklerin ihlali durumunda doktor ve sağlık kuruluşu, komplikasyon savunmasına rağmen hukuken sorumlu tutulabilir.
Bu nedenle bir doktorun veya hastanenin “Bu yalnızca bir komplikasyondur, dava açamazsınız.” şeklindeki açıklaması, tek başına hukuki açıdan bağlayıcı değildir.
Hukuka uygun şekilde alınmış bir aydınlatılmış onam bulunmadığı takdirde, normal koşullarda tıbbi müdahalenin öngörülebilir ve kabul edilebilir bir komplikasyonu olarak değerlendirilebilecek bir riskin gerçekleşmesi hâlinde dahi, doktor yalnızca “komplikasyon” savunmasına dayanarak sorumluluktan kurtulamaz. Çünkü bu durumda hukuki sorumluluğun temelini, komplikasyonun gerçekleşmesi değil, hastanın bu risk hakkında usulüne uygun şekilde bilgilendirilmemiş olması oluşturur.
Hatalı Tıbbi Müdahale Nedeniyle Hangi Tazminatlar Talep Edilebilir?
Doktor hatası (malpraktis) veya hukuka aykırı bir tıbbi müdahale sonucunda hastanın bedensel, ruhsal veya ekonomik bir zarara uğraması halinde, Türk hukuku kapsamında maddi ve manevi tazminat talep edilmesi mümkündür.
Talep edilebilecek tazminat türleri, meydana gelen zararın niteliğine göre değişmektedir. Bu nedenle her dosya kendi özellikleri dikkate alınarak ayrı ayrı değerlendirilmektedir.
Başlıca talep edilebilecek zarar kalemleri şunlardır:
- Tedavi giderleri,
- Revizyon (düzeltme) ameliyatı giderleri,
- Hastane ve ilaç masrafları,
- Yol, ulaşım ve konaklama giderleri,
- Refakatçi ve bakıcı giderleri,
- Geçici iş göremezlik zararları,
- Kalıcı iş gücü kaybı (efor kaybı) tazminatı,
- Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar,
- Manevi tazminat.
Kalıcı İş Gücü Kaybı (Efor Kaybı) Tazminatı Nedir?
Kalıcı iş gücü kaybı; kişinin aynı işi yapabilmek, günlük yaşamını sürdürebilmek veya mesleğini icra edebilmek için eskisine göre daha fazla fiziksel veya zihinsel çaba harcamak zorunda kalmasıdır.
Bu nedenle iş gücü kaybı tazminatı yalnızca gelir kaybına bağlı değildir.
Örneğin; yanlış ortopedik tedavi nedeniyle kalıcı hareket kısıtlılığı oluşması, burun ameliyatı sonrasında kalıcı nefes alma güçlüğü gelişmesi, sinir hasarı nedeniyle kol veya bacak fonksiyonlarının azalması, göz ameliyatı sonrasında görme yetisinin kalıcı olarak bozulması, diş tedavisi sonucunda çiğneme fonksiyonunun önemli ölçüde zarar görmesi gibi durumlarda, hastanın çalışma kapasitesi ve yaşam kalitesi önemli ölçüde etkilenebilir.
Bu zarar, bilirkişi raporları ve aktüeryal hesaplamalar dikkate alınarak maddi tazminat kapsamında hesaplanmaktadır.
Ev Hanımları da İş Gücü Kaybı (Efor) Tazminatı Talep Edebilir mi?
Evet. Maluliyet tazminatı yalnızca çalışanlar için değil, çalışma gücünü kaybeden herkes için geçerlidir. Çalışmayan kişiler için “efor kaybı” esasıyla hesaplama yapılır: kişinin günlük yaşamını sürdürmek için harcamak zorunda olduğu fazladan enerji tazmin edilir. Ev hanımları, emekliler, öğrenciler ve küçükler bu kapsamda değerlendirilir.
Manevi Tazminat Hangi Durumlarda Talep Edilebilir?
Hatalı bir tıbbi müdahale yalnızca fiziksel zarar doğurmaz. Çoğu zaman hastanın psikolojik bütünlüğü, sosyal yaşamı ve yaşam kalitesi de ciddi şekilde etkilenmektedir.
Türk hukukunda, kişinin bedensel veya ruhsal bütünlüğünün hukuka aykırı şekilde zarar görmesi halinde manevi tazminat talep edilmesi mümkündür.
Tazminat Hangi Para Birimine ve Hangi Ülkenin Ekonomik Koşullarına Göre Hesaplanır?
Tazminat hesabında kural olarak kişinin yaşadığı ve çalıştığı ülkenin ekonomik verileri esas alınır. Örneğin Almanya’da yaşayan ve çalışan bir kişi için Alman gelir ve yaşam verileri dikkate alınabilir.
LegalMed Turkey olarak, uluslararası sağlık hukuku alanındaki deneyimimiz sayesinde yabancı müvekkillerimizin zararlarını, yaşadıkları ülkenin ekonomik koşullarını dikkate alarak değerlendirmekte; gerektiğinde aktüerya uzmanları ve bilirkişilerle birlikte çalışarak hak kaybı yaşanmaması için kapsamlı hukuki destek sunmaktayız.
