AMalpraktis Davalarında Zamanaşımı Rehberi
Tıbbi Müdahalelerde Hangi Süre Ne Zaman Başlar?
Tıbbi müdahaleler nedeniyle zarara uğradığını düşünen hastaların en sık sorduğu sorulardan biri, dava açmak için ne kadar süreleri bulunduğudur. Uygulamada ise bu soruya çoğu zaman “zamanaşımı beş yıldır” veya “iki yıldır” şeklinde tek cümlelik cevaplar verilmektedir. Oysa Türk hukukunda malpraktis davaları bakımından tek tip bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır.
Hangi sürenin uygulanacağı; hasta ile hekim arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine, müdahalenin gerçekleştirildiği sağlık kuruluşuna, tedavinin özelliklerine, davanın hangi hukuki sebebe dayandırıldığına ve bazı durumlarda fiilin aynı zamanda ceza hukuku bakımından suç oluşturup oluşturmadığına göre değişmektedir.
Bu nedenle zamanaşımı hesabı yapılırken yalnızca takvime bakılması yeterli değildir. Öncelikle olayın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi gerekir. Aynı tıbbi müdahale nedeniyle açılacak iki farklı davada dahi farklı zamanaşımı süreleri uygulanabilmektedir.
Örneğin bir estetik operasyon sonucunda açılacak dava eser sözleşmesi hükümlerine tabi olabilirken, aynı sağlık kuruluşunda gerçekleştirilen başka bir tedavi vekâlet sözleşmesi hükümlerine göre değerlendirilebilir. Benzer şekilde kamu hastanesinde meydana gelen bir tıbbi uygulama hatasında ise özel hukuk hükümleri değil, idare hukukuna ilişkin farklı süreler uygulanacaktır.
Bazı dosyalarda ise olay yalnızca tazminat hukuku bakımından değil, aynı zamanda ceza hukuku bakımından da önem taşımaktadır. Özellikle fiilin suç oluşturduğu durumlarda, ceza hukukundaki dava zamanaşımı süreleri belirli koşullar altında tazminat davalarını da etkileyebilmektedir.
Kısacası, malpraktis davalarında uygulanacak zamanaşımı, davanın hukuki temelinin doğal bir sonucudur. Bu nedenle ilk olarak “hangi süre uygulanıyor?” sorusu değil, “bu uyuşmazlık hangi hukuki ilişkiye dayanıyor?” sorusu cevaplandırılmalıdır.
Bu rehberde, malpraktis davalarında uygulanan başlıca zamanaşımı rejimleri genel hatlarıyla ele alınacak; özel hastanelerde ve kamu hastanelerinde açılacak davalar, sözleşme türlerine göre farklı zamanaşımı süreleri ile ceza hukuku bakımından önem taşıyan süreler sistematik şekilde açıklanacaktır.
Zamanaşımı Süresi Nasıl Belirlenir?
Bir malpraktis dosyasında zamanaşımı hesabı yapılmadan önce cevaplanması gereken ilk soru, uyuşmazlığın hangi hukuki rejime tabi olduğudur. Çünkü uygulanacak zamanaşımı süresi, yalnızca zararın meydana geldiği tarihe göre değil, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre belirlenmektedir.
Başka bir ifadeyle, aynı olay bakımından farklı hukuki sebeplere dayanılması hâlinde farklı zamanaşımı süreleri uygulanabilir.
Malpraktis davalarında öncelikle şu hususlar değerlendirilmelidir:
- Müdahale özel hastanede, özel tıp merkezinde veya muayenehanede mi gerçekleştirildi, yoksa kamu ya da üniversite hastanesinde mi yapıldı?
- Hasta ile hekim arasındaki hukuki ilişki vekâlet sözleşmesi, eser sözleşmesi veya haksız fiil hükümlerine mi tabidir?
- Müdahale sırasında belirli bir sonucun elde edilmesi taahhüt edilmiş midir?
- Hastanın geçerli bir aydınlatılmış onamı bulunmakta mıdır?
- Olay aynı zamanda ceza hukuku bakımından suç teşkil etmekte midir?
Bu soruların her biri, uygulanacak zamanaşımı süresini doğrudan etkileyebilir.
Türk hukukunda malpraktis davalarında en sık karşılaşılan zamanaşımı rejimleri şunlardır:
- Haksız fiil hükümlerine dayanan talepler,
- Vekâlet sözleşmesine dayanan talepler,
- Eser sözleşmesine dayanan talepler,
- Vekâletsiz iş görmeden kaynaklanan talepler,
- Kamu hastanelerine karşı açılan tam yargı davaları,
- Ceza soruşturmaları ve ceza davalarının tazminata etkisi,
- Mesleki sorumluluk sigortasına karşı ileri sürülebilecek talepler.
Her bir hukuki rejimin kendine özgü zamanaşımı süresi, başlangıç tarihi ve uygulanma şartları bulunmaktadır. Bu nedenle zamanaşımı değerlendirmesi yapılırken tek bir süre üzerinden hareket edilmesi doğru değildir.
- Haksız Fiil Hükümlerine Dayanan Malpraktis Davalarında Zamanaşımı
Malpraktis davalarında her zaman sözleşme hükümleri uygulanmaz. Bazı durumlarda uyuşmazlık, Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin hükümleri kapsamında değerlendirilir. Özellikle hasta ile müdahaleyi gerçekleştiren kişi arasında doğrudan bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı veya zararın sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü bir kişi tarafından meydana getirildiği hâllerde, tazminat talepleri haksız fiil hükümlerine dayanabilir.
Örneğin özel bir hastanede tedavi gören hastanın, sözleşmenin tarafı olmayan başka bir hekim tarafından hukuka aykırı bir müdahaleye maruz kalması veya tıbbi müdahalenin sözleşme ilişkisi dışında kalan bir kişi tarafından gerçekleştirilmesi gibi durumlarda, somut olayın özelliklerine göre haksız fiil sorumluluğu gündeme gelebilir. Her olayın kendi koşulları içinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Haksız Fiilde Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?
Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesine göre, haksız fiilden doğan tazminat talepleri;
- Zarar görenin zararı ve sorumlu kişiyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl,
- Her hâlde fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl
içinde ileri sürülmelidir.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta, iki yıllık sürenin olay tarihinden değil; zararın ve sorumlu kişinin birlikte öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlamasıdır. Bazı tıbbi uygulama hatalarında zarar hemen ortaya çıkarken, bazı dosyalarda yanlış tedavinin etkileri aylar hatta yıllar sonra anlaşılabilmektedir. Bu nedenle zamanaşımının başlangıç tarihi her olayda ayrıca değerlendirilmelidir.
Ceza Hukukundaki Dava Zamanaşımı, Tazminat Davasını da Etkileyebilir
Haksız fiil hükümlerinin uygulandığı malpraktis davalarında önemli bir istisna bulunmaktadır. Eğer tıbbi müdahale aynı zamanda Türk Ceza Kanunu bakımından suç teşkil ediyorsa ve bu suç için ceza kanununda daha uzun bir dava zamanaşımı süresi öngörülmüşse, tazminat talepleri bakımından da bu daha uzun süre uygulanabilir. Bu durum uygulamada “uzamış zamanaşımı” olarak adlandırılmaktadır.
Sağlık hukukunda bu durum en sık taksirle yaralama ve taksirle ölüme neden olma suçlarında karşımıza çıkmaktadır. Örneğin hekimin tıbbi özen yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle hastanın yaralanması veya yaşamını kaybetmesi hâlinde, fiil aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında suç oluşturabilir. Böyle bir durumda yalnızca Türk Borçlar Kanunu’ndaki iki ve on yıllık süreler değil, ceza hukukunda öngörülen daha uzun dava zamanaşımı süreleri de dikkate alınacaktır.
Bugün yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanunu uyarınca;
- Taksirle yaralama suçunda uygulanacak ceza dava zamanaşımı kural olarak 8 yıldır.
- Taksirle ölüme neden olma suçunda ise cezanın üst sınırına bağlı olarak dava zamanaşımı 15 yıla kadar çıkabilmektedir.
Bu nedenle özellikle ağır malpraktis vakalarında, yalnızca Borçlar Kanunu’ndaki genel zamanaşımı hükümlerine bakılarak hak kaybına uğranıldığı sonucuna varmak doğru değildir. Öncelikle olayın aynı zamanda bir suç oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmeli, ardından ceza hukukundaki dava zamanaşımı sürelerinin tazminat davasına etkisi ayrıca incelenmelidir.
Ancak önemle belirtmek gerekir ki, uzamış zamanaşımının uygulanabilmesi için mutlaka bir ceza davası açılmış veya mahkûmiyet kararı verilmiş olması gerekmez. Fiilin ceza hukuku bakımından suç niteliği taşıması ve ilgili suç için daha uzun bir dava zamanaşımı süresinin öngörülmüş olması yeterlidir. Bu değerlendirme, tazminat davasına bakan hukuk mahkemesi tarafından da yapılabilir.
Haksız fiil hükümlerine dayanan malpraktis davalarında zamanaşımı hesabı yapılırken yalnızca olay tarihi esas alınmamalıdır. Zararın ne zaman öğrenildiği, sorumlu kişinin hangi tarihte belirlendiği ve olayın aynı zamanda ceza hukuku bakımından suç oluşturup oluşturmadığı, uygulanacak zamanaşımı süresini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle her dosyada hukuki nitelendirmenin doğru yapılması ve zamanaşımının somut olayın özelliklerine göre hesaplanması büyük önem taşımaktadır.
| Fiil |
Tazminat Davasında Dikkate Alınabilecek Ceza Dava Zamanaşımı |
| Taksirle yaralama |
8 yıl |
| Taksirle ölüme neden olma |
15 yıla kadar |
| Suç oluşturmayan haksız fiil |
TBK m. 72’deki genel süreler uygulanır |
- Vekâlet Sözleşmesine Dayanan Malpraktis Davalarında Zamanaşımı
Türk hukukunda, tedavi amaçlı tıbbi müdahalelerden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıkların önemli bir kısmı vekâlet sözleşmesi hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bunun temel nedeni, hekimin bu tür müdahalelerde hastaya belirli bir sonucu garanti etmemesi; mesleki bilgi ve tecrübesini kullanarak tıp biliminin gereklerine uygun şekilde özenli bir teşhis ve tedavi hizmeti sunmayı üstlenmesidir.
Başka bir ifadeyle, tedavi amaçlı tıbbi müdahalelerde hekimin borcu, hastayı mutlaka iyileştirmek veya belirli bir sonuca ulaştırmak değildir. Hekim, güncel tıp kurallarına uygun davranmak, gerekli dikkat ve özeni göstermek ve mesleki standartlara uygun hareket etmekle yükümlüdür. Bu nedenle, tedavi amaçlı müdahalelerde hukuki ilişkinin temelini çoğu zaman vekâlet sözleşmesi oluşturur.
Bu kapsamda; dahiliye, genel cerrahi, ortopedi, kardiyoloji, beyin ve sinir cerrahisi, kadın hastalıkları ve doğum, çocuk hastalıkları, kulak burun boğaz, göz hastalıkları ve benzeri tedavi amacı taşıyan tıbbi uygulamalarda kural olarak vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanmaktadır.
Önemli: Bu değerlendirme estetik amaçlı tıbbi müdahaleler için her zaman geçerli değildir. Türk hukukunda rinoplasti (burun estetiği), yüz germe, meme estetiği, liposuction, karın germe, saç ekimi, bazı implant ve protez uygulamaları gibi belirli bir sonucun elde edilmesinin amaçlandığı müdahalelerde, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları doğrultusunda eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gündeme gelir. Bu nedenle estetik operasyonlardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda zamanaşımı değerlendirmesi, tedavi amaçlı tıbbi müdahalelerden farklılık gösterir.
Vekâlet Sözleşmesinde Zamanaşımı Süresi
Tedavi amaçlı tıbbi müdahalelerde taraflar arasındaki hukuki ilişkinin vekâlet sözleşmesine dayanması hâlinde, Türk Borçlar Kanunu’nun 147/5. maddesi uyarınca vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklar beş yıllık zamanaşımına tabidir.
Dolayısıyla, tedavi amaçlı tıbbi uygulamalardan kaynaklanan malpraktis davalarında genel kural olarak beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktadır.
Ancak yalnızca sürenin uzunluğu değil, zamanaşımının hangi tarihten itibaren işlemeye başladığı da her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle zararın sonradan ortaya çıktığı, yanlış teşhisin uzun süre sonra anlaşıldığı veya tedavi sürecinin devam ettiği dosyalarda, zamanaşımının başlangıcı olayın özelliklerine göre hukuki değerlendirme gerektirir.
Beş Yıllık Süre Ne Zaman Başlar?
Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri de budur.
Her tıbbi müdahalenin olumsuz sonucu hemen ortaya çıkmayabilir. Bazı yanlış teşhisler, eksik tedaviler veya hatalı cerrahi uygulamalar aylar, hatta yıllar sonra fark edilebilmektedir. Bu nedenle zamanaşımının başlangıç tarihi her somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Yargıtay kararlarında da zamanaşımı değerlendirilirken yalnızca operasyon tarihi esas alınmamakta; olayın niteliği, zararın ortaya çıkış şekli ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin özellikleri birlikte değerlendirilmektedir.
Bu nedenle, yalnızca operasyonun üzerinden beş yıl geçmiş olması tek başına davanın zamanaşımına uğradığı anlamına gelmez. Somut olayın tüm özellikleri dikkate alınarak hukuki değerlendirme yapılmalıdır.
Önemli Not: Özellikle zarar sonradan ortaya çıkan veya tedavi sürecinin devam ettiği dosyalarda zamanaşımının başlangıç tarihi konusunda farklı hukuki değerlendirmeler gündeme gelebilir. Bu nedenle her dosya kendi özellikleri çerçevesinde incelenmelidir.
Vekâlet Sözleşmesi Hangi Müdahalelerde Uygulanır?
Kural olarak, hekimin yalnızca özenli bir tıbbi hizmet sunmayı üstlendiği tedavi amaçlı müdahalelerde vekâlet sözleşmesi hükümleri uygulanmaktadır.
Örneğin;
- dahiliye tedavileri,
- genel cerrahi müdahaleleri,
- ortopedi ameliyatları,
- kardiyoloji ve kalp damar cerrahisi uygulamaları,
- beyin ve sinir cerrahisi müdahaleleri,
- kadın hastalıkları ve doğum tedavileri,
- çocuk hastalıklarına ilişkin tedaviler,
gibi birçok tıbbi uygulama, kural olarak vekâlet sözleşmesi kapsamında değerlendirilmektedir.
Buna karşılık, estetik cerrahi, implant, protez veya belirli bir sonucun taahhüt edildiği bazı müdahalelerde eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilir. Bu konu, rehberimizin bir sonraki bölümünde ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Malpraktis davalarının önemli bir kısmında uygulanacak hukuki rejim vekâlet sözleşmesidir. Bu nedenle birçok tıbbi müdahalede genel zamanaşımı süresi beş yıl olmakla birlikte, bu sürenin hangi tarihten itibaren işlemeye başladığı her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle zararın geç ortaya çıktığı veya tedavi sürecinin uzun yıllara yayıldığı dosyalarda, zamanaşımı konusunda acele sonuçlara varılmamalı ve olayın hukuki niteliği uzman bir hukukçu tarafından değerlendirilmelidir.
- Eser Sözleşmesine Dayanan Malpraktis Davalarında Zamanaşımı
Türk hukukunda, estetik amaçlı tıbbi müdahaleler, diğer birçok tedavi amaçlı tıbbi uygulamadan farklı bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulabilmektedir. Bunun nedeni, estetik operasyonların çoğunda hekimin yalnızca özenli bir tedavi yürütmeyi değil, aynı zamanda belirli bir estetik sonucun elde edilmesini amaçlamasıdır.
Nitekim Yargıtay’ın uzun yıllardır istikrar kazanan kararlarında; rinoplasti (burun estetiği), yüz germe, meme estetiği, karın germe, liposuction ve benzeri estetik müdahalelerde, somut olayın özelliklerine göre taraflar arasındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu kabul edilmektedir.
Eser sözleşmesinde yüklenici, yalnızca özen göstermekle değil, kararlaştırılan eseri meydana getirmekle de yükümlüdür. Bu nedenle estetik operasyonlardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda değerlendirme yalnızca hekimin tıp kurallarına uygun hareket edip etmediğiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda operasyon sonucunda hedeflenen estetik sonucun elde edilip edilmediği de hukuki incelemenin önemli bir parçasını oluşturur.
Eser Sözleşmesinde Zamanaşımı Süresi
Eser sözleşmesine dayanan taleplerde zamanaşımı, Türk Borçlar Kanunu’nun eser sözleşmesine ilişkin hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.
Kanuna göre, ayıplı eserden doğan talepler kural olarak eserin tesliminden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Estetik operasyonlarda ise “teslim”, çoğu zaman operasyonun tamamlanması ve sonucun ortaya çıkmasıyla ilişkilendirilmektedir. Ancak revizyon operasyonları, devam eden tedavi süreci veya ayıbın sonradan ortaya çıkması gibi durumlarda başlangıç tarihinin somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Bu nedenle estetik operasyonlarda zamanaşımı hesabı yapılırken yalnızca ameliyat tarihi esas alınmamalı; müdahalenin niteliği, tedavi süreci ve ayıbın ortaya çıkış şekli birlikte değerlendirilmelidir.
Ağır Kusur Bulunması Hâlinde Zamanaşımı Yirmi Yıla Kadar Uzayabilir
Eser sözleşmesine ilişkin en önemli özelliklerden biri, yüklenicinin ağır kusurlu olması hâlinde zamanaşımı süresinin önemli ölçüde uzayabilmesidir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 478. maddesi uyarınca, yüklenicinin ağır kusuru bulunuyorsa, ayıplı eserden doğan talepler bakımından yirmi yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktadır.
Bu düzenleme özellikle estetik cerrahi uygulamaları bakımından büyük önem taşımaktadır. Çünkü bazı operasyonlarda meydana gelen estetik bozukluklar, fonksiyon kayıpları veya kalıcı deformasyonlar yıllar sonra ortaya çıkabilmekte ya da zaman içerisinde belirgin hâle gelebilmektedir. Eğer olayda ağır kusur bulunduğu tespit edilirse, hastanın dava açma süresi genel iki yıllık sürenin ötesine geçebilecektir.
Ancak her başarısız estetik operasyon ağır kusur anlamına gelmez. Ağır kusurun bulunup bulunmadığı; bilirkişi raporları, tıbbi kayıtlar ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak mahkeme tarafından değerlendirilir.
Hangi Müdahalelerde Eser Sözleşmesi Gündeme Gelebilir?
Yargıtay uygulaması ve doktrindeki hâkim görüş doğrultusunda, aşağıdaki müdahalelerde somut olayın özelliklerine göre eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması söz konusu olabilir:
- Burun estetiği (rinoplasti)
- Meme büyütme, küçültme ve dikleştirme ameliyatları
- Yüz germe ve boyun germe operasyonları
- Karın germe (abdominoplasti)
- Liposuction
- Göz kapağı estetiği (blefaroplasti)
- Çene ve yüz konturuna yönelik estetik müdahaleler
- Diş implantı ve estetik protez uygulamaları
- Saç ekimi gibi belirli bir estetik sonucun hedeflendiği müdahaleler
Bu işlemlerde uygulanacak hukuki rejim her somut olayın özelliklerine göre belirlenmekle birlikte, hedeflenen sonucun hukuki değerlendirme bakımından önem taşıması, bu müdahaleleri tedavi amaçlı işlemlerden ayıran temel unsurdur.
Estetik amaçlı tıbbi müdahalelerde zamanaşımı değerlendirmesi, tedavi amaçlı tıbbi uygulamalardan farklı özellikler taşımaktadır. Öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olup olmadığı, ardından ayıbın kapsamı, zamanaşımının başlangıç tarihi ve yüklenicinin ağır kusurunun bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
- Vekâletsiz İş Görme Hükümlerinin Uygulanabileceği Tıbbi Müdahalelerde Zamanaşımı
Sağlık hukukunda vekâletsiz iş görme, hekim ile hasta arasında geçerli bir sözleşme ilişkisi bulunmamasına rağmen, hekimin hastanın menfaatini korumak amacıyla hukuken gerekli bir tıbbi müdahalede bulunmasını ifade eder. Bu sorumluluk rejimi özellikle, hastanın iradesini açıklayamayacak durumda olduğu ve zaman kaybının hastanın yaşamı veya sağlığı bakımından ciddi risk oluşturacağı acil hâllerde gündeme gelir.
Vekâletsiz iş görmenin sağlık hukukundaki en tipik örneği; bilinci kapalı olan veya karar verme yeteneğini geçici olarak kaybetmiş bir hastaya, onam alınmasına fiilen imkân bulunmadığı için derhâl tıbbi müdahalede bulunulmasıdır. Bu gibi durumlarda hekim, hastanın varsayılan iradesine uygun hareket ederek onun yaşamını veya sağlığını korumayı amaçlar. Hukuk düzeni de bu müdahaleyi belirli şartların varlığı hâlinde hukuka uygun kabul etmektedir.
Vekâletsiz iş görme hükümlerinin uygulanabilmesi için genel olarak şu şartların bulunması gerekir:
- Hastanın bilincinin kapalı olması veya hukuken geçerli bir irade açıklayamayacak durumda bulunması,
- Müdahalenin gecikmesinin hastanın yaşamı veya sağlığı bakımından ciddi bir tehlike oluşturması,
- Hastadan veya yasal temsilcisinden zamanında aydınlatılmış onam alınmasının fiilen mümkün olmaması,
- Yapılan müdahalenin tamamen hastanın yararına ve tıp biliminin gereklerine uygun olması.
Bu şartların bulunduğu hâllerde hekim, hasta ile arasında önceden kurulmuş bir sözleşme bulunmasa dahi hastanın menfaatini korumak amacıyla müdahalede bulunabilir ve bu müdahale hukuka uygun kabul edilir.
Vekâletsiz İş Görmede Zamanaşımı Süresi
Türk Borçlar Kanunu’nda vekâletsiz iş görmeden doğan talepler bakımından özel bir zamanaşımı süresi düzenlenmemiştir. Bu nedenle öğretide ve uygulamada, bu tür talepler bakımından Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde düzenlenen on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağı kabul edilmektedir.
Ancak uygulamada tıbbi uyuşmazlıkların büyük çoğunluğu vekâlet sözleşmesi, eser sözleşmesi veya haksız fiil hükümlerine göre çözümlenmektedir. Bu nedenle vekâletsiz iş görme hükümleri, özellikle acil ve sözleşme ilişkisinin kurulmasının fiilen mümkün olmadığı istisnai durumlarda gündeme gelen özel bir hukuki rejim niteliğindedir.
Vekâletsiz iş görme, sağlık hukukunda en çok bilinci kapalı hastalara yapılan acil müdahalelerde karşımıza çıkan istisnai bir hukuki kurumdur. Bu gibi durumlarda hekim, hastanın menfaatini korumak amacıyla ve hukukun öngördüğü şartlar altında sözleşme bulunmaksızın müdahalede bulunabilir. Bu hukuki rejime dayanan taleplerde ise, özel bir düzenleme bulunmadığından on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağı kabul edilmektedir.
- Kamu Hastanelerinde Malpraktis Davalarında Zamanaşımı
Malpraktis davalarında uygulanacak zamanaşımı süresi, yalnızca tıbbi müdahalenin niteliğine değil, müdahalenin hangi sağlık kuruluşunda gerçekleştirildiğine göre de değişmektedir. Bu nedenle özel hastaneler ile kamu hastaneleri arasında önemli bir hukuki ayrım bulunmaktadır.
Özel hastanelerde veya serbest çalışan hekimler tarafından gerçekleştirilen tıbbi müdahalelerde kural olarak Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanırken, devlet hastaneleri, şehir hastaneleri, Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kuruluşları ve kamu üniversitesi hastanelerinde gerçekleştirilen tıbbi müdahalelerden doğan uyuşmazlıklar çoğunlukla idare hukuku hükümlerine tabidir.
Bunun nedeni, kamu hastanelerinde görev yapan hekimlerin kamu hizmeti yürütmesi ve meydana gelen zararın idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla ileri sürülmesidir. Bu nedenle tazminat talebi doğrudan hekime değil, öncelikle ilgili idareye yöneltilmektedir.
Kamu Hastanelerinde Dava Açmadan Önce İdareye Başvuru Zorunludur
Kamu hastanelerinde meydana geldiği iddia edilen tıbbi uygulama hataları nedeniyle doğrudan dava açılması mümkün değildir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca, zarar gören kişinin öncelikle ilgili idareye yazılı olarak başvurması gerekmektedir.
Bu başvuru, dava şartı niteliğindedir. İdareye başvurulmadan açılan davalar, usulden reddedilebilir.
Başvuru Süresi Ne Kadardır?
İYUK m. 13 uyarınca, idareye başvuru;
- Zararın ve idarenin sorumluluğunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde,
- Her hâlde zarara neden olan olay tarihinden itibaren beş yıl içinde
yapılmalıdır.
Bu süreler hak düşürücü nitelikte olduğundan, süresinde başvuru yapılmaması hâlinde tazminat talep etme imkânı ortadan kalkabilir.
İdarenin Cevabından Sonra Dava Süreci
Başvurunun ardından idarenin talebi reddetmesi veya altmış gün içinde herhangi bir cevap vermemesi hâlinde, başvuru zımnen reddedilmiş sayılır.
Bu durumda zarar gören kişi, ret kararının tebliğinden veya altmış günlük sürenin sona ermesinden itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilir.
Dolayısıyla kamu hastanelerinde zamanaşımı ve dava süreci, özel hastanelerden tamamen farklı bir usule tabidir. Burada yalnızca zamanaşımı sürelerinin değil, idareye başvuru ve dava açma sürelerinin de dikkatle takip edilmesi gerekir.
Kamu hastanelerinde meydana gelen tıbbi uygulama hatalarında, Türk Borçlar Kanunu’ndaki zamanaşımı hükümleri yerine İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda düzenlenen özel süreler uygulanmaktadır. Bu nedenle, özel hastaneler için geçerli olan zamanaşımı kurallarının kamu hastanelerine de uygulanacağı düşüncesi doğru değildir. Hak kaybı yaşanmaması için öncelikle idareye süresi içinde başvurulmalı, ardından idari yargıda dava açma süreleri dikkatle takip edilmelidir.
- Ceza Hukukundaki Zamanaşımı, Tazminat Davasını Nasıl Etkiler?
Malpraktis olayları yalnızca özel hukuk bakımından tazminat sorumluluğu doğurmaz. Bazı tıbbi uygulama hataları aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil edebilir. Özellikle hekimin mesleki dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle hastanın yaralanması veya yaşamını kaybetmesi hâlinde, olay ceza hukuku bakımından da değerlendirilmektedir.
Bu nedenle birçok hasta, “Ceza davası açılırsa tazminat davası için de daha uzun bir süreye sahip olur muyum?” sorusunu sormaktadır.
Bu sorunun cevabı, bazı durumlarda evettir.
Uzamış Zamanaşımı Nedir?
Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca, haksız fiil aynı zamanda ceza kanunlarına göre suç oluşturuyor ve ilgili suç için daha uzun bir dava zamanaşımı öngörülüyorsa, tazminat davası bakımından da bu daha uzun süre uygulanır.
Bu hukuk uygulamasında uzamış zamanaşımı olarak adlandırılmaktadır.
Dolayısıyla bazı malpraktis dosyalarında yalnızca Borçlar Kanunu’ndaki iki ve on yıllık süreler değil, Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen dava zamanaşımı süreleri de dikkate alınmaktadır.
Hangi Suçlarda Uzamış Zamanaşımı Gündeme Gelir?
Sağlık hukukunda uzamış zamanaşımı en sık aşağıdaki suçlarda karşımıza çıkmaktadır:
- Taksirle yaralama
- Taksirle ölüme neden olma
Örneğin ameliyat sırasında gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi nedeniyle hastanın ağır şekilde yaralanması veya yaşamını kaybetmesi hâlinde, olay yalnızca tazminat hukuku bakımından değil, ceza hukuku bakımından da değerlendirilebilir.
Bu durumda Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen dava zamanaşımı süreleri önem kazanmaktadır.
Ceza Davası Açılması Zorunlu mudur?
Hayır.
Uzamış zamanaşımının uygulanabilmesi için mutlaka ceza davası açılmış veya mahkûmiyet kararı verilmiş olması gerekmez.
Önemli olan, somut olayın ceza hukuku bakımından suç oluşturabilecek nitelikte olması ve bu suç için Türk Ceza Kanunu’nda daha uzun bir dava zamanaşımı süresinin öngörülmesidir.
Bu değerlendirme gerektiğinde hukuk mahkemesi tarafından da yapılabilir.
Şikâyet Süresi ile Zamanaşımı Aynı Şey Değildir
Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri de şikâyet süresi ile dava zamanaşımının karıştırılmasıdır.
Şikâyet süresi, mağdurun yetkili makamlara başvurması için kanunda öngörülen süredir.
Dava zamanaşımı ise devletin belirli bir süre geçtikten sonra ceza davası açma veya devam ettirme yetkisini kaybetmesini ifade eder.
Bu iki kavram birbirinden tamamen farklıdır ve birbirinin yerine kullanılamaz.
Malpraktis olaylarında uygulanacak zamanaşımı yalnızca Borçlar Kanunu hükümlerine göre belirlenmez. Olay aynı zamanda ceza hukuku bakımından suç oluşturuyorsa, Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen daha uzun dava zamanaşımı süreleri tazminat davasını da etkileyebilir. Bu nedenle özellikle ağır yaralanma veya ölümle sonuçlanan tıbbi müdahalelerde, ceza hukuku ile özel hukuk hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
- Mesleki Sorumluluk Sigortasına Karşı İleri Sürülebilecek Taleplerde Zamanaşımı
Tıbbi uygulama hataları nedeniyle açılan davalarda sorumluluk yalnızca hekim veya sağlık kuruluşu ile sınırlı olmayabilir. Özellikle özel hastanelerde görev yapan hekimler bakımından, mesleki sorumluluk sigortası da zarar gören hastanın zararının karşılanması bakımından önemli bir güvence oluşturmaktadır.
Mesleki sorumluluk sigortası, hekimin mesleki faaliyeti sırasında kusuru nedeniyle üçüncü kişilere verdiği zararların, poliçe kapsamı ve teminat limitleri dâhilinde sigorta şirketi tarafından karşılanmasını amaçlayan bir sorumluluk sigortasıdır. Ancak bu durum, sigorta şirketine karşı ileri sürülebilecek taleplerin de belirli zamanaşımı sürelerine tabi olduğu gerçeğini değiştirmez.
Mesleki Sorumluluk Sigortasında Zamanaşımı Süresi
Türk Ticaret Kanunu’nun 1482. maddesi uyarınca, sorumluluk sigortasından doğan tazminat talepleri bakımından rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren on yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktadır.
Bu nedenle, mesleki sorumluluk sigortasına dayanılarak ileri sürülecek taleplerde yalnızca Borçlar Kanunu hükümleri değil, Türk Ticaret Kanunu’nda sorumluluk sigortalarına ilişkin özel zamanaşımı hükümleri de dikkate alınmalıdır.
Sigorta Şirketine Başvuruda Zamanaşımı Neden Önemlidir?
Uygulamada bazı hastalar, hekime veya hastaneye karşı açılan davanın devam ediyor olmasının sigorta şirketine karşı ileri sürülebilecek talepler bakımından zamanaşımını otomatik olarak durduracağını düşünmektedir. Oysa sigorta hukukundan kaynaklanan taleplerin değerlendirilmesinde, poliçe hükümleri, sigorta ilişkisi ve Türk Ticaret Kanunu’ndaki özel düzenlemeler birlikte dikkate alınmalıdır.
Bu nedenle özellikle yüksek maddi zararların söz konusu olduğu malpraktis dosyalarında, sigorta şirketine karşı başvuru ve dava süreçlerinin de zamanaşımı bakımından ayrıca değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Mesleki sorumluluk sigortası, malpraktis nedeniyle uğranılan zararların karşılanmasında önemli bir hukuki güvence sağlamakla birlikte, sigorta şirketine karşı ileri sürülebilecek talepler de kendine özgü zamanaşımı kurallarına tabidir. Bu nedenle, yalnızca hekim veya hastaneye karşı uygulanacak sürelerin değil, sigorta hukukundan kaynaklanan zamanaşımı hükümlerinin de somut olay özelinde ayrıca incelenmesi gerekir.
Hangi Malpraktis Davasında Hangi Zamanaşımı Süresi Uygulanır?
Yukarıda da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, malpraktis davalarında uygulanacak tek bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Uygulanacak süre; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine, müdahalenin gerçekleştirildiği sağlık kuruluşuna ve olayın özelliklerine göre değişmektedir.
Aşağıdaki tablo, en sık karşılaşılan hukuki durumlar bakımından genel bir karşılaştırma sunmaktadır:
| Hukuki Dayanak |
Uygulama Alanı |
Genel Süre |
| Haksız fiil (TBK m.72) |
Sözleşme ilişkisinin bulunmadığı veya haksız fiil hükümlerinin uygulandığı durumlar |
Zarar ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, her hâlde 10 yıl |
| Vekâlet sözleşmesi (TBK m.147/5) |
Tedavi amaçlı tıbbi müdahaleler |
5 yıl |
| Eser sözleşmesi (TBK m.478) |
Estetik amaçlı müdahaleler ve somut olayın özelliklerine göre sonuç taahhüdü içeren uygulamalar |
Kural olarak 2 yıl, ağır kusur hâlinde 20 yıl |
| Vekâletsiz iş görme (TBK m.146) |
Acil müdahaleler ve istisnai durumlar |
10 yıl |
| Kamu hastaneleri (İYUK m.13) |
Devlet ve kamu üniversitesi hastaneleri |
Öğrenmeden itibaren 1 yıl içinde idareye başvuru, her hâlde olaydan itibaren 5 yıl |
| Uzamış zamanaşımı (TBK m.72) |
Fiilin aynı zamanda suç oluşturduğu hâller |
İlgili suç için öngörülen ceza dava zamanaşımı |
| Mesleki sorumluluk sigortası (TTK m.1482) |
Hekimin mesleki sorumluluk sigortasına dayanan talepler |
Rizikonun gerçekleşmesinden itibaren 10 yıl |
Uygulamada En Sık Yapılan Zamanaşımı Hataları
Malpraktis davalarında hak kayıplarının önemli bir kısmı, zamanaşımı sürelerinin yanlış değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Özellikle aşağıdaki yanlış kabuller uygulamada sıkça görülmektedir:
- “Her malpraktis davasında zamanaşımı beş yıldır.” düşüncesi doğru değildir. Uygulanacak süre, hukuki ilişkinin niteliğine göre değişir.
- Tedavi amaçlı tıbbi müdahaleler ile estetik amaçlı operasyonların aynı hukuki rejime tabi olduğu düşüncesi de isabetli değildir. Estetik operasyonlarda, somut olayın özelliklerine göre eser sözleşmesi hükümleri uygulanır.
- Kamu hastanelerine karşı doğrudan dava açılabileceği düşüncesi yanlıştır. İdari yargıya başvurmadan önce, İYUK’ta öngörülen süre içinde ilgili idareye başvuru yapılması zorunludur.
- Ceza soruşturması açılmamış olmasının uzamış zamanaşımını engelleyeceği düşüncesi de doğru değildir. Fiilin suç teşkil etmesi ve ilgili suç için daha uzun bir dava zamanaşımı öngörülmesi hâlinde, gerekli şartlar mevcutsa bu süre hukuk mahkemesince de dikkate alınabilir.
- Zamanaşımının her olayda aynı tarihte başladığı kabulü de doğru değildir. Bazı uyuşmazlıklarda sürenin başlangıcı, zararın ortaya çıkış tarihi, hukuki ilişkinin niteliği veya özel kanun hükümlerine göre farklı şekilde değerlendirilebilir.
Malpraktis davalarında zamanaşımı, çoğu zaman davanın esası kadar önemli bir hukuki meseledir. Aynı tıbbi müdahale nedeniyle açılacak iki farklı davada dahi farklı zamanaşımı süreleri uygulanabilmektedir. Bu nedenle yalnızca müdahalenin üzerinden kaç yıl geçtiğine bakılarak hak kaybına uğranıldığı sonucuna varılması doğru değildir.
Öncelikle uyuşmazlığın hangi hukuki ilişkiye dayandığı, müdahalenin tedavi amacıyla mı yoksa estetik amaçla mı gerçekleştirildiği, işlemin özel veya kamu sağlık kuruluşunda mı yapıldığı ve fiilin aynı zamanda ceza hukuku bakımından suç teşkil edip etmediği birlikte değerlendirilmelidir. Ancak bu hukuki tespit yapıldıktan sonra uygulanacak zamanaşımı süresi sağlıklı bir şekilde belirlenebilir.
Hak kaybı yaşanmaması için, özellikle zamanaşımı süresinin dolduğu düşünülse bile, dosyanın sağlık hukuku alanında deneyimli bir avukat tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. İlk bakışta zamanaşımına uğradığı düşünülen birçok dosyada, olayın hukuki niteliğine göre farklı zamanaşımı hükümleri uygulanabilmekte ve hastaların dava açma hakkı devam edebilmektedir.